13 Mart 2014 Perşembe

Bir öğlen , can sıkıntısı, kapılar....


 

  Bu gün öğlen can sıkıntısından gibip bi kaplıara hayran kaldığım TÜYAP cam, pencere, kapı fuarından : )

Ev için düşünülebilir bence. Özellikle de beyazlar favorim ; )



 
 

 

11 Mart 2014 Salı

vee mutlu soon : )


Ve mutlu sooon : )

 dışarı çıktığımızda ince yağmur ve sisten görünmez hale gelmiş meşhur kulemizin durumu ; )

    Nihayet haftasonundan beri yeme hayalleri kurduğum temiz taş fırın lahmacunlarıma bu gün ulaştım ve bir güzel mideye indirdiim : )   Öğlen yemek çokta gönlüme göre olmayınca yıllardır beraber çalıştığımız Metin ‘ e hadi lahmacun yemeye gidelim dedim. Yağmurdan dolayı Metin yola bakarken yer bulma görevini de ben devraldım. Bi süre gittikten sonra yolun solunda bi yer gördüm ve durup yağmurdan kaçarak içeri daldık. Tabi benim ilk sorum her zaman ki gibi lahmacun istiyoruz ama etinize güvenebilirmiyiz oldu : )  ( Hoş daha güvenemezsiniz diyeni görmedim : D Her neyse bizimle çok ilgilendiler ve adam gittiğimiz yerin buralarda meşhur olduğunu heryerden müşterisi geldiğini söyledi. Lahmacunlarımız gelince daha kokusundan anladım güzel olduklarını ve müthiş memnun kaldım diyebilirim : )  Ve biz yemeğimizi bitirmek üzereyken baktık ki yavaş yavaş kelli felli müşteriler gelip masa doldurmaya başladılar. Çok lüks bir lokanta olmasada temiz ve güzel yemekleri var .Yolunuz beylikdüzü tarafına düşerse tavsiye ederim ; )

 














önce tereayağlı güzel bir mercimek çorbasıı :)


Vee...

 
 
Gelsin lahmacuunlaar  : )   ( Sen nelere kadirsin bebiş..bu lahmacuna bu kadar sevgi beslediğimi hiç hatırlamıyorum : D )

Not: Önceden ararsanız siz gidene kadar entep lahmacununuzu da yiyebilirsiniz ki bu çok özel tadına doyulmaz bir lahmacunmuş amcamızın dediğine göre. Bi daha ki sefere denemek üzere deyip suratımda koca bir gülümsemeyle ayrıldık lokantadan : D

Antepli Dürümcü Tel: 886 72 61- 886 20 31 ( KIRAÇ civarındaysanız  , Ev ve işyerlerine servisleride varmış )  Bu da ilgisi ve lezzetli lahmacunlarından dolayı amcamıza küçük bir reklam katkısı olsun : )

10 Mart 2014 Pazartesi

Yağmurlu bir İstanbul da haftasonundan küçük anektodlar ;) : )


        Haftasonu olmasına rağmen c.tesi çok uyuyamadım.Saat ona kadar zor durdum yatakta ve nihayet yeter bu kadar deyip kalktım. U.Can işe gittiği için sadece kendime bir tost yapıp kahvaltıyı geçiştirdim. O olsa kesinlikle bi tostla kahvaltı yapmamıza izin vermezdi . Sonra bi havaya baktım bi kendime..bi havaya baktım bi kendime : ) C.Tesi müşavirlik staja başlama sınavım vardı ama tamda sınav evresinde hamile olduğumu öğrenip birde yeni geride bırakmış olduğum üç ayıda zor geçirince öyle çalışma fırsatı bulamadım maalesef : ( Okul hayatım boyunca bir sınava girmemezlik yapmadığım için bu sınava girmemek beni vicdanen ezdiyse de sonunda çalışılmadan kazanılamayacak bir sınav olduğu için günümü evde ve evimle geçirmeye karar verdim. Bir daha ki sınav hakkıma kadar umarım çalışabilirim. ( bunun için bir plan yapmayı düşünüyorum )

Evet ben bu derin hesaplamalar içinde gidip gelirken annem aradı. Kız kardeşimden sınava girmeyeceğimi öğrenmiş. Saygıyla karşıladı. O zaman babanla biraz sana gelelim dedi. Derken komşum yengem aradı bana gel diye. Ve ben herkesi bende topladım en sonunda : ) Güzel bir gün oldu. Akşama doğru dayımda geldi ve bizi nöbetçi avm miz kurtarıcımız marmarapark ve bauhaus a götürdü. Annemler yeni kombi aldılar. Ben eldiven görünce bi tanede siyah alıyım dedim. Annem zorla ben alıcam dedi. O aldı. Sonra yengem bi tane yeşil beğendi. Ben alıcam dedi. Ooo sizinle giderim ben hep bundan sonra böyle yaparsanız dedim. Ve küçük Emrah modunda kaşlarımı indirip param var beniiim deyip kendim aldım yeşili ;)


 
yeni cicilerim : ) siyahı kullanmaya başladım bilee : )
 
 
dikkatimi çekenler.....bauhaus ta duvarlarını süslemek isteyenler için bir alternatif ;)   
 
 
Pazar günüde en fazla saat ona kadar uyuyabildik ve sonunda kalkıp hava hafif yağışlı olmasına rağmen hem biraz yürüyüş yapıp hemde alışveriş yapıp eve döndük. İkimizede hava almak iyi geldi. Sonra biz mükellef bir kahvaltı yaparken hamarat kızımız ç.makinamızda çamaşırlarımzı yıkadı , pakladı : ) Bizde mutfağı toplayıp, çamaşırlarımızı astık. Ve biraz Pazar tembelliği yaptık : ) Öğleden sonra da bi kaç gündür lahmacun aşermem yüzünden ki pek yediğim bişey değildir  sıkı sıkı giyinip yağmur altında nöbetçi avm miz m.parkın yolunu tuttuk. Ama maalesef sadece elektrikli fırında lahmacun yapan bir yer bulunca yemek istemedim. O zaman döner yiyelim yer kalırsa kumpirde yerim dedim bende : ) ama dönerler o kadar devasa gelince kumpir bi dahaki sefere kaldı artık ; ) ( Onuda unutmadım ,aklımın bi kenarında duruyor )

 
Yemeğimizi yedikten sonra da babama d.günü hediyesi olarak güzel bir hırka seçtim ...
 
ve gitmeden bi ev aksesuarlarına da bakmamak olmaz deyiip.....
 
dikkatimi çekenler ; )
 
bunlara bayıldım : ) Ki karşıda ki bayanda benim gibi bayılmış gözüküyor vitrindeki bişeylere : )





aynayı çekerken bide kendimizi çekelim şöylee :)



 bunlara özellikle bayıldıım :)

7 Mart 2014 Cuma

güneşli güzel bir cuma :)





        Güzel güneşli bir sabah : ) İnsana adeta enerji depoluyor. Bu günü görüpte hafta sonu soğukların geleceğine inanmak zor doğrusu .  Her neyse biz ancak içinde bulunduğumuz anın sahibi olduğumuza göre bu anı değerlendirelim. Umarım herkes için güzel bir Cuma oluur : )
 
 

6 Mart 2014 Perşembe

iyi ki varlar : )


     Bu güzel ve aydınlık sabaha günaydın diyerek güne başlamak güzel ama maalesef içerde çalışanlar için bu havayı pencereden izlemekten öte geçemiyor bu güzellik : (  Ama gitmesekte görmesekte o hava bizim havamızdır deyip en azından öğlen saati yemekten sonra bu havadan istifade etmenin bir yolunu bulmalı ; ) Dün yaklaşık on gündür yazlıkta oldukları için göremediğim anne ve babamı görmek iyi geldi. Tabi kardeşlerimle de görüşmek. İnsan ailesini görmeyince özlüyor sanki bişeyler eksikmiş gibi geliyor. Ama hem kendi hem de eşinin ailesi ile düzenli olarak görüşmek her iki tarafada iyi geliyor. Tabi annemin güzel yemeklerinden biraz fazla yiyip bi kaç saatimi karın ağrısı ile geçirdim. Birde onları öptükten sonra hemen parmaklarımı uzattım “ elimi yaktım , bakıın “ diye : ( İnsan kaç yaşında olursa olsun anne babasını görünce çocuk gibi oluyor ve hep ilgi görmek istiyor : )

İyi ki varlar , iyi ki benim ailemler . Onları pek çook seviyoruum J

5 Mart 2014 Çarşamba

Kurt Seyit ve Şura dizisinin hikayesi

Nette haberlere bakarken okuyunca burda da paylaşmak istedim ;)
 
 
Kurt Seyit ve Şura izle. Kurt Seyit ve Şura'nın gerçek hikayesini biliyor muydunuz. İşte Kurt Seyit ve Shura'nın orjinal hikayesi.
Nermin Bezmen'in ünlü romanı Kurt Seyt ve Shura'nın baş kahramanı Shura'nın kız kardeşi yıllarca, İstanbul-Aynalıçeşme'de mütevazı bir hayat sürmüştü. Beyaz Ruslar ve çevresi tarafından “Barones” diye anılan Shura'nın kız kardeşi ablasıyla ilgili bilgileri Bezmen'e anlatmıştı.

Türkiye Nermin Bezmen adını ilk defa ünlü sanayici aile Bezmenler'in gelini olarak duydu. Pamir Bezmen'in eşiydi. Nermin Bezmen, Pamir Bezmen'le birlikte “cemiyet” hayatının vazgeçilmez isimleri arasındaydı. Ancak Bezmen ailesi 1990'larda büyük sıkıntılar yaşadı. Bu sıkıntılardan Nermin Bezmen ve eşi Pamir Bezmen de fazlasıyla payını aldı.

Ancak Bezmen çiftinin yaşadığı sıkıntılar Nermin Bezmen'in içindeki farklı kimliklerin ortaya çıkmasına neden oldu. Önce açtığı resim sergileriyle adını duyurdu.


Sonrasında ise zaten var olan yazar kimliğini çok satan romanlar yazarak pekiştirdi. Nermin Bezmen'in ilk romanı Kurt Seyt ve Shura şimdi televizyon ekranlarında. Ancak bir de bu romanın yazılma öyküsü var ki, o da adeta bir dedektiflik öyküsü gibi. Şimdi isterseniz size o öyküyü anlatayım.

KAPIYI JACK DELEON AÇTI
Nermin Bezmen, dedesini hiç görmemiş, tanıyamamıştı. Çünkü dedesi o doğmadan önce vefat etmişti. Dede hayatını kaybetmişti ama aile içinde öyküleri, hatıraları sürekli anlatılmaya devam ediyordu. Çok renkli bir kişiliği vardı. Ancak dedenin dilden dile aktarılan en önemli hatırası Shura adlı meçhul bir genç kadınla yaşadığı büyük aşktı.

Shura hakkında ailenin bilgisi, aristokrat bir Rus ailesine mensup olduğu ve Bolşevik İhtilali'nden sonra bir süre İstanbul'da yaşadığıyla sınırlıydı. Şura, daha sonra Paris'e gitmek için İstanbul'a veda edecekti.

Nermin Bezmen, Shura'nın ve dedesinin hikayesini yazabilmek için uzun yıllar süren bir araştırmanın içine girmişti. Ne dedeyi çok iyi tanıyanlar ne de olayı çok iyi bildiğini iddia edenlerin verdikleri bilgiler yeterliydi. Nermin Bezmen, romanını yazmak için gereken bilgiye bir türlü ulaşamıyordu. Yıllarca süren araştırmalarında bir arpa boyu bile yol alamamıştı. Ta ki kader karşısına ünlü yazar ve araştırmacı Jack Deleon'u çıkartana kadar. Jack Deleon, Beyaz Ruslar'la ilgili bir kitap hazırlamıştı. Nermin Bezmen bu kitabı Shura'yla ilgili bir bilgiye ulaşabilirim düşüncesiyle hemen alıp okumuştu.

Bezmen aradığı bilgiyi Jack Deleon'un kitabında bulamamıştı. Ancak içindeki bir his yazarla mutlaka tanışması gerektiğini fısıldıyordu. Nitekim bir cumartesi günü iki ünlü isim, eşleriyle birlikte bir araya geldi. Bezmen, Jack Deleon'a Shura'dan, dedesinden, yaptığı araştırma-lardan bahsetti. Deleon'un elinde konuyla ilgili bir bilgi yoktu ama Nermin Bezmen'i, Beyaz Ruslar'ın Türkiye'deki son temsilcilerinden Barones Valentine Clodt von Jurgenzburg'la tanıştırmaya söz verdi. Deleon'un bunun için tek şartı vardı: Ketum olmak. Deleon, Bezmen'den, Barones'e Shura'dan bahsetmemesini istemişti. Beyaz Ruslar aradan on yıllar geçmesine rağmen bildiklerini, tanıdıklarını anlatmak istemeyen kişilerdi. Ancak güvendikten sonra sırlarını açıyorlardı.

MÜTEVAZI BİR HAYAT SÜRMÜŞTÜ
Jack Deleon ve Nermin Bezmen eşleriyle birlikte 1991 Eylül'ünde bir cumartesi günü, İstanbul-Aynalıçeşme'de Barones'e misafir olmuşlar, tanışmışlardı. Bu tanışıklık Nermin Bezmen'in zihninde derin izler bırakmıştı. Bezmen o izleri Zihnimin Kanatları başlıklı seri yazılarının birisinde şu sözlerle anlatıyordu: “Kapı açıldığında, adeta, perdesi kalkmış bir tiyatro sahnesini izliyor hissine kapıldım. Kapının hemen dibinden başlayan uzun masa, girişteki odayı tamamen kaplamıştı. Sağ tarafta yanan kömür sobası ile arasında bir bedenlik geçiş yeri dışında, masanın tüm çevresi dip dibe iskemle ile dolmuş, bize ayrılan dördü dışında hepsine diğer misafirler yerleşmişti. Jak'ın onlarla eski hukuku olduğu, karşılamalarından belliydi. Misafirden daha ziyade, kalabalık bir aile görüntüsündeydiler.”

DOSTLARIYLA YAŞADI
Barones doksanlı yaşlarındaydı. Evinde farklı milletlerden dostları, sevdikleri ve hizmetlisiyle yaşıyordu. Bir zenginliği yoktu ama tığı teber bir yoksul da değildi. Kimi gönüllü, kimi ücretli kendisine hizmet edenler vardı. Barones çevresindekilerden müthiş saygı görüyordu. Nermin Bezmen, Barones'i, “Barones, masanın tam karşı köşesindeki özel koltuğunda oturmaktaydı. Bigudisinden yeni kurtulmuş, dalgalı, kısa, bembeyaz saçları, beyaz pudra ile saydamlaştırılmış teni, pembe allık dokunuşu ile renklenen yanakları, doksana merdiven dayamış yaşına inat pembe ruju, aynı renk ojeleri ile, zaman yolculuğunu aşıp da gelmiş bir yolcu gibiydi” sözleriyle anlatmıştı.

ALUŞTA'DAN KAÇMIŞBezmen, tanıştıkları gün Barones'e anneannesinin hatıralarını yazmaya başladığını anlatmıştı. Anneannesinin hatıralarında Shura adında bir kadına rastladığını, bu kadını aradığını söylemişti. Shura, İhtilâlde, Rusya'dan, Aluşta kıyılarından ayrılıp kaçmış. Önce Sinop'a bir sene sonra İstanbul'a gelip Pera'ya yerleşmiş. Kalyoncu Kolluk Sokak'ta bir çamaşırhanede, sonra Zezemski Eczanesi'nde çalışmış. 1924'te de Paris'e gitmek üzere, İstanbul'dan vapurla ayrılmıştı. Barones, Bezmen'i pürdikkat dinliyordu. Sonra Nermin Bezmen'in sözünü kesme ihtiyacını hissetmiş ve onu şoke eden söz dudaklarından dökülmüştü: “Benim kız kardeş bu.” Barones bu sözlerin ardından Shura'nın çok genç yaşta vefat ettiği bilgisini de vermişti.

SEN BENİM YEĞENİMSİN
Nermin Bezmen, Barones'i sevmiş, Barones de Bezmen'i benimsemişti. İkilinin arasındaki ilişki artık tanışıklığın ötesine taşınmıştı. Her salı günü Barones'in evinde buluşuluyor, dost meclisi saatler boyunca devam ediyordu. Nermin Bezmen'le Barones'in arasındaki konuşmalar hep Shura etrafında dönüp duruyordu.

Bu dost meclislerinden birinde Nermin Bezmen, sırrını ifşa etmeye, Barones'e Shura'yı niye araştırdığını açıklamaya karar vermişti. Bezmen o gün, Barones'e dedesinin fotoğrafını götürmüş, “Sevgili Tinoçka, bu benim dedem… O da devrimden sonra İstanbul'a kaçmış. Kendisini tanımış mıydınız acaba” diye sormuştu.

Barones resmi eline alıp baktıktan sonra sessizleşmiş, hiçbir şey söylemeden yatak odasına geçmişti. Bezmen için zaman geçmek bilmiyordu. Ancak 15 dakika sonra odasından çıktığında ağladığı çok belliydi. Makyajını tazelemiş, nemli gözlerle Nermin Bezmen'e sarılmıştı:

“Sen benim yeğenimsin.” Sonra da Bezmen'in elinden tutup bir odaya çekmişti. Bezmen sonunda aradığını bulmuş, yapbozun eksik parçası yerini bulmuştu. Odada albümler, evraklar, fotoğraflar, eski nota defterleri Bezmen'in çevresini sarmıştı. Nermin Bezmen o gün Kurt Seyt ve Shura romanının kahramanlarının bütün bilgilerine ulaşmıştı. Romanı artık ete kemiğe bürünmüştü. Barones ve Nermin Bezmen o günden sonra bir daha ne Kurt Seyt'ten ne Shura'dan bahsetti. İkilinin dostlukları Barones vefat edene kadar kesintisiz devam etmişti.

kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/magazin/138221.aspx

güneşli bir sabah ve sızlayan parmaklar : (

 
 
    …güzel güneşli bir sabah…ama maalesef benim için çok güzel bir başlangıç diyemiycem. Dün tam dizi saatinde koltuğuma oturmuş “ Kurt Seyit ve Şura” yı izlerken filme kapılmış gitmişim.Bitmesine yakın u.cana kahve içermişin dedim.  Ve soluğu mutfakta aldım. Sütü tamda ısıtmış ve fincanlara dökücekken fincan yerin elime boca ettim ve gecem buz poşetleri ve dayanamadığım için gözyaşları içinde uykuya dalmamla bitti maalesef  : (  Halende iki parmakla yazıyorum bu satırları ağrısından.
Kendimi haşlamamı bir yana bırakıp filmden bahsedicek olursakta ilk bölümü özellikle de bir dönem filmi olduğu için benim ilgimi çekti.. Ama bence bundan sonrası daha önemli .Umarım çalıkışunda  yaşadığım hüsrana uğramam. Artık konusunun içinden çıkamaz hale gelince bıraktım izlemeyi…
Sonuçta baya emek verilmiş, umarım güzel devam eder : )
 
 

4 Mart 2014 Salı

yorucu bir gün sonu ....akşama dizi keyfiii


    ….evet düşen tansiyonum sonucu baş ağrımla kapatmak üzere olduğum bir gün : (  Ama birde iyi tarafından düşünecek olursak en azından yıl sonundaki gibi saçlarımı diken diken yapıcak değilde normal rapor yoğunluğu ile geçen bir gün oldu. ( normalde bu günlerimiz için en yoğunu kullanırken yıl sonundan çıkmaya başlamak bu günlere şükrettirecek nerdeyse : )  Eee boşuna dememişler beterin beteri var diye…   Bende akşam elime şöyle bol sütlü bir nescafe alıp yeni başlıycak “ Kurt Seyit ve Şura “ yı izlemeyi düşünüyorum .Bakalım reklamlardaki kadar varmı ;) Hoş ben rus  mimarisi ve yağan güzel kar için bile bugün bu diziyi izleyebilirim. Artık film hakkındaki yorumlarım yarına ;) :) : )
Bide resmini koyalım şööööylee :)
 
 
         1999 baskılı Nermin Bezmen kitabından uyarlanmış ;)
 
 
         

         

Haydi Fuara ;) :)




....Pazar günü biraz spontone CNR kitap fuarına düştü yolum ve günün güzel sürprizlerinden biri oldu benim için. Özellikle de benim gibi eski kitapları karıştırıp almayı sevenler için bir fırsat diyebilirim.Çünkü içinde zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız sahaf standları da yer alıyor. Gerçi hem zaman kısıtlılığı hemde o gün biraz fazla yorulmuş olmam yüzünden ben pek hakkını veremedim ama zamanınız varsa bitmeden bir uğrayın derim ;)



Fuar Bilgileri

Fuar:CNR Kitap Fuarı
  
Tarih:1-9 Mart 2014
  
Saat:10:00-19:00
  
Organizatör:Sine Fuarcılık A.Ş.
  
Yer:CNR Expo, Yeşilköy
  
Tel:0212 465 74 74
  
Faks:0212 465 75 76-77
  
E-posta:info@cnrkitapfuari.com
  
Online Kayıt:Online kayıt için tıklayınız...
 

benzer konular

Benzer konular